Yanlış Bina
Emekli öğretmen Saime Hanım her perşembe torununa gider, dönüşte üç numaralı otobüse binerdi. O perşembe otobüs güzergâh değiştirmişti; yol çalışması varmış. İki durak ileride indi, sokaklar birbirine benzedi, kendi apartmanı sandığı binaya girdi, kendi katı sandığı kata çıktı, kendi kapısı sandığı kapıyı anahtarıyla açmaya çalıştı.
Kapı açıldı — ama anahtardan değil, içeriden.
Karşısında kendi yaşlarında bir adam duruyordu. İkisi de bir an sustu. Sonra adam kenara çekildi: “Buyurun, çay taze.”
Saime Hanım’ın “pardon, yanlış geldim” demesi gerekirdi; diyemedi, çünkü içeriden gelen koku annesinin çayının kokusuydu, tam altmış yıldır almadığı koku. Girdi. Oturdular. Adam hiçbir şey sormadı; ne aradınız dedi ne kimsiniz. Çay içtiler, pencereden aynı sokağa baktılar, adam bir ara “bu saatte hep serçe gelir şu tele” dedi, serçe geldi.
Giderken kapıda durdu Saime Hanım: “Ben yanlış geldim, değil mi?”
Adam düşündü. “Bina yanlış olabilir,” dedi, “perşembe doğru.”
O gün bugündür Saime Hanım perşembeleri iki eve gider. Torunu bunu bilmez; adamın adını da kimse bilmez. Sorsanız, Saime Hanım şöyle der: “İnsan bazen adresini değil, eksiğini bulur. İkisi ayrı kapılardır.”