Son Yolcu
Gece yarısından sonra dolmuş kalkmaz ama Şevket son seferi hiç iptal etmezdi. “Bir kişi de olsa insandır,” derdi, “bekleyenin saati başka işler.”
O gece durakta kimse yoktu. Yine de bekledi. On iki buçukta kontak açtı, tam kalkacakken arka kapı açıldı, biri bindi. Şevket aynadan baktı: orta yaşlı bir adam, kucağında naylon poşet, poşetin içinde bir saksı.
“Nereye?”
“Son durağa.”
Yol boyunca konuşmadılar. Adam saksıyı bebek tutar gibi tutuyordu. Son durakta indi, para uzattı; Şevket almadı. “Gece yarısından sonra bendensin,” dedi. Adam teşekkür etti, sonra saksıyı koltuğa bıraktı: “Bu sende kalsın. Ben dikemedim.”
Şevket saksıyı eve götürdü. İçinde toprak vardı ama tohum görünmüyordu. Karısı “boş saksı taşınır mı gece gece” diye söylendi. Yine de pencere kenarına koydular, ara sıra suladılar; alışkanlık işte.
Bahar geldiğinde saksıdan bir fesleğen çıktı. Kimse tohum atmamıştı.
Şevket o yaz emekli oldu. Son gün dolmuşun koltuklarını tek tek sildi, aynayı düzeltti, anahtarı yeni şoföre uzatırken tek bir şey tembihledi:
“Gece yarısı seferini kaldırma. Bazı yolcular sadece o saatte biner.”